Ortancalar

giderek kızaran bir deniz akşamıydı
ilk buluşmamız
aklımdan bile geçmeyen aklımın
aşina bir köşesinde
güneşten bir “ş” kapıp
koşuvermiştim
küçük şeylerle köpüren akdenizden
ortancaların oynaştığı aşkdenize
**
küçük bir dize
ve diz boyu bir imgeyle başlar
sonra belki büyür
büyüdükçe
ne dize ne imge
ne de yaştır şiirdeki büyü
ama mutlak büyür
şiir ve hayat
inada büründükçe
**
kendini
kendi elleriyle vuran bir şiiri
olmadığı yerde durup
balmumundan sözlerle hayal kuran
bir şair yazar ancak
**
bazen hiç yokmuş gibi geliyor
bir masal kahramanından farkım
oysa ne kargada
ne de peynirdedir
şu La Fontaine kılıklı aklım
**
nerededuracağımıbilemediğim
bir gül fırtınası
sonrası
her şey sizin olabilir
ama ne olur
sırtım üşümesin
**
eski iskelenin
yanından görünüyor
ve bunu bilmiyor deniz
oysa bütün olan biten hep bana dair
ve bir o kadar habersiz
**
açılmasa bile
belki aralanır umuduyla mı
yazılmıştı
kazılmıştı
bunca şiir
sürgündeki bahar sürgünü adına
**
hem geç
hem de yanlış bir karar gibi duruyor
güzelim baharı hiçe sayıp
dallar üzerine yığılıp kalmış
şu yakışıksız kar
**
şimşek diye çakıp kendini yakan
ve yanık ellerine
karşıdan bakan bir zattır
kendim
geceleri
**
avuçlarımda bir geçmiş zaman ekidir zaman
zamanında gelmeyip
çelinesi aklımı çelmeyen hainin tekidir zaman
**
çivinin çiviyi
ancak masallarda söktüğünü
masala doymayan bir aklın ise
örse inen her çekiç sonrası
yok yere gözyaşı döktüğünü
er geç öğretiyor hayat
**
her güzel suça
seve seve çanak tutuyorum
bir kez aklıma koyduğum suçu
yem takmadan yutuyorum
**
hep yeni bir yolculuk gibi olup
her gün başa dönmeli
varınca
hancılar yolculardan sormalı yolu
yordamınca
**
yavaş yavaş gidiyorum gayrının korkusu bu
hayatın kendini bilmez bir yürekteki
zaman adlı tortusu bu
**
çıkmak
herhangi bir kapıdan
gerekir mi dersiniz
karışmak için mutlak karanlığa
**
gözlerimin hep benden önce yattığını
anladığım gece
birbirine katmıştım
ortalığı
**
aşağısı sakal
yukarısı bıyık bir deryada
denizin bile
kahrından karaya vurduğu gün
balık toplamaya
gelecek misiniz
**
yenenle yenilenin ilk yağmurda birbirine karışıp
beraberliğin bir onur gibi ayrıştığı saatlerde
sizler galibiyeti kutluyordunuz
**
sözleriniz de
giysileriniz gibi
tanıtıcı
yanıltıcı
**
bir öykü var dilimde
gemi azıya alan
gemilere öykünen bu öykü
sonuna kadar yalan
**
zamanı öğrenmiştim bir gün
hiç te zamanı olmayan bir şiirden
ve hiçbir başka şiir
vurmamıştı zamanı
böylesine ağır
ve böylesine derinden
**
bileti elinde bir neşe var
kendine bile ait olmayan şu seslerde
yukarıda diye özgür sandığınız
göğe çakılı kafeslerde
**
kendini ıslatmayan bir yağmur
gün boyu durmasa bile
yağmur mudur?
**
gerçek mi
yoksa gerçekmiş gibi mi olmalı
yalanı baştacı eden bir
pantomim ustası
**
işçilikse eğer
büyük ölçüde
şu şiir işi
işi gücü bırakıp
boşta gezmeli
aklını şiirle bozan kişi
**
ne güzeldir ağları çekmek
umursamaksızın
ne dolu
ne boş
sadece ağları çekiyor olmak
kimi balıkları ağlatsa bile
yine de hoş
**
sunulan dallara konmayıp
arı kovanında yıldız kovalayan gözü kara kuşları
ve yaşamı yaşamla kuşatan bütün suçları
bilerek soruyorum
nerdesin
**
çocuk bahçesinden
salıncak çaldığımı
saklanbaçta sobelenip
yakantopla yandığımı
her umarsız bakışta
derinlere daldığımı
yalanların beyazına
yalancıktan kandığımı
hayatı sen
seni ben
beni Kerem sandığımı
bilir miydiniz
**
aklıma kelebeklerin düştüğü yıllardı
kelebek peşinde
yollara düştüğüm yıllardı
kelebek peşinde yollara düştüğüm yıllarda
gündüz düşleri düşerdi bana
artık akraba bir yalnızlık var
düş düşmanı akşamlarda
ve sokulduğum her kelebek
can alıyor şimdi
dokunsam da
dokunmasam da
**
günü gelince
kırlara çıkacağım
tenimde en beyaz giysilerim olacak
dilimde ise ıslıktan bir inat
salınarak yürüyeceğim
günlük güneşlik gözlerimde
çocuklar uçuşacak
bir de o kanat mavisi
bu kez herkes bilecek
günü gelip
o inatçı ıslık
günü delince
**
büyük bir ateş var
çoktan beridir sokakta
ve sesim çıkmıyor benim
çünkü dostların hepsi
şimdilik hayatta
**
yüreğimdir
en küçük şeylerin
en büyük yangın yeri
**
elinden balonu uçan
hüzün dolu çocuğa değil
elindeki balonları bir bir uçan
baloncu çocuğa
çok daha yakındır
havadaki aklım
**
düşünüyorum
o halde varsın
işte bu yüzden düşünemiyorum
bir peri iniveriyor kirpiklerime
ürperiveriyorum
daha iyi bir sözcük bulana dek
ben seni çok seviyorum
**
“buraya kadar papatyalar”
demiştin bir keresinde
nasıl yakışmıştı sana
gözlerimle görmeliydin
elimden gelivermeliydi de o ânı
gözlerinde derlediğim
papatyalarla örmeliydim
**
hiçbir ayrıcalık
istemem hayattan
dememe kalmadan
girdin içeri
sormadan
ne önce
ne de sonradan
**
kafama koydum bir kez
kibar ama hilekar bir
yıldırım olacağım
sonra ilk tufanla havalanıp
saçlarına sakladığın
paratonere konacağım
**
bir ruh halinden bahsediyorum
alabildiğine sarhoş
ama dimdik ayakta
bir daha gelir mi başa
dersin
böylesi bir hal
şu vedası bol hayatta
**
ellerini iki yana aç ve göster
bak işte bu kadar de demediğim aşk
sonra gözlerini aç
ki sızsın gözlerim ilk kez
kaşla göz arasına
ve işte desin herkes
bir bülbül yuvası kondu
kırk yıllık dut ağacının
kovuk sandığı yarasına
**
ille de gidip
bir bulutun altında durman gerekmez
dermişsin bana meğer
öyle bir sağnakmış ki bu
Nuh’un gemisine sığınmaya değer
**
gitmeden küçük bir ricam var senden
önce bir yıldız tut
ardından  
ne dilersen dile benden
**
yüzüm
diyorum dostum
hatırnaz bir dostun
öte yakası
yüzün
diyorum dostum
aynı dostun
hatırı sayılır cakası
**
senle olmayı öğrendiğimsin
ser vermeyip
sessiz biçimde
üstüne üstelik
sensiz biçimde
**
uzuyorsun yüzüme
kıskıvrak
ve kısalıyor yaşam
işte o an uzuyor ömrüm
ve kısaldıkça
uzuyor yaşam
**
aynaya bakmakla
aynadan bakmak arasındaki gize benziyor
gizlediğin gözlerin
**
boşta gezen bir kumsaldı ellerim
seni getiren
gelgit öncesi
**
diğer isimleri
yadırgar olmaktır aşk
anlamlara anlam takıp
anlamaz olmaktır aşk
gün boyunca yere bakıp
saldırgan olmaktır aşk
en saldırgan gününde
alıngan olmaktır
kırılgan olmaktır aşk
**
bir an dalmışım
“bir gökyüzü mavisi bu”
dediler
bulaşan
ellerime
bana ise susmak düştü
gizlice göz kırpıp
aynı ata bindiğimiz
bahar yellerine
**
Şubatın on dördü diye değil
Sayın Valentine
yeni bir gün döndü diye
**
önlemsiz bir gülüştür
tek istediğim
şu yorgun günün akşamından
yakından tanıdığın bir ben bile karışabilir işe
ucundan
kenarından
**
kelimeleri bir yana bırakıp
ilk kez oynadığımız bir şiir bahçesinde
açmalıyım gözlerimi
dilimden bir kaza çıkacak korkusu olmadan
**
tanımadığın
ama tanışacağın bir insana
bakmadan gülümsemektir
bazen yaşam
**
aklımı alamadığım
bir göz tutulmasıdır
aklımın almadığı
bir söz tutulmasıdır
bu mevsimde
aşk
**
öpüşmeyi önerebilirm
cevaben
ismi sırf buse diye
masum sanılan
kavurucu gerçeğe
**
her aşk kadar ölümlü
bir aşk kadar ölümsüz bu aşkı
yakından tanıyorum
aklına aşk bulaşmış her ölümsüzü
sen sanıyorum
ben sanıyorum
**
davul dengi dengine canım
vurulmuşum ten rengine
güzelsin
pek gülmezsin
gönlüm döner
kül rengine
güzelsin
gülümsersin
gönlüm döner
gül rengine
ve masmavi bir atlasla canım
ver elini
ten rengime
en engine
**
şu andan itibaren yakan bir sır girdi
hayatla
aramıza
her yeni gün bir tutam tuz serpiyor
ortak yaramıza
**
bir kır düğününe gider gibiydin
gözlerine sürdüğün o ilkyaz rengiyle
hem kız hem de oğlan eviydin
**
bir yerlerde unuttuğum iki sözcüğü bulup
birden sana söyleyince
tamam deyip ağzını eğdin
inan sanki o an
ağzıma değdin
**
dizginlerim
sevgilim
hiç yakışmıyor
ellerine
ellerini ellerim sanan
ellerimin yerine
**
bir kuş sıkışmış kalmış
iki kalp arasında
bir kalp ağrısı bu aşk
bir kuş çağrısı
onulmaz kalp yarasında
**
elimde değil
sevgilim
elimde olmasa bile
yakıyor elin
**
alev alev bir merak
tepemden
tırnağına
**
ipi sende bir suçtur
bu kanatsız uçurtma
**
bir yürek atımı kadar yakın
ve bir yıldız takımı kadar uzak
yüreğimin her çarpışı canım
canımdan kaçarken takıldığım
yeni bir tuzak
**
bitmez bir dönüş öyküsüdür bu
birden açılıp
açıklarda bir başıma kaldığım
ve serseri bir rüzgarla değil
kanayan kulaçlarla
onulmaz deryalardan
gerisin geriye
**
gelirken
çiçekçinin önünden geçtim
bile diyemediğimsin
**
küçük hareleriz hayatta
önlemden önemlerimizle
peki ya ölüm
mesele ne sen
ne de ben
hiçbir sorun olmayacaktı
olmasaydı eğer
sendeki benle
bendeki sen
**
başımı yukarı kaldırdım
akşamı hazırlayan bir törenin ardından
bulutlar geçiyordu gökyüzüne
bir şeyler demiş olmalı sesim
belki titremeden
aklımda bir ev
bir ağaç
ve tekil bir hüzün kaldı
belki yansımıştır biri
sakladığım yüzüme
**
işim hayli zordur benim
çünkü çıktıkça sudan
yağmur yağar üstüme
ve ben bütün vurgunları
su üstünde yerim
**
saklanmak olmalı
aklanmanın diğer bir yolu
bu öyle bir dürüstlük ki
elleri boş olsa bile
gözleri dolu
**
okyanuslara doğru
yelken açtığım rüzgarın
dinivermesiydi bir gün
okyanuslara doğru açtığım yelkenin
rüzgar dinince
sinivermesiydi bir gün
**
olana mı
yoksa yanmış olduğuna mı
daha çok yanmıştın
sonradan
**
başıma gelen aklındır
aklı başında geçinen aklından
en sevdiğim farkın
**
harcadığım şu nafile çaba
yenine bile sığmayan bir yürekle
sığabilmek uğruna
aynı kaba
**
çıkmaz gönlüme sürdüğün
bu mavi leke
inmedikçe yüreğimdeki yürek sayısı
yeniden teke
**
örten
benim
üstünü
ve açan
geceleri
**
diyelim ki
bir yokuşta çıkıyorsun karşıma
yokuş yokuşluktan çıkıyor
ben ise nedensiz bir güvenle dönüveriyorum
yokuş başındaki
o mecalsiz şaşkına
**
açık bir haksızlık var
bu karmaşık oyunda
denizlerin en şık teknesi
bir kez olsun açmadı yelken
gelgitleri bol gönlümün
şu en çılgın koyunda
**
yaşadıkça öğreniyor insan
öyle bir insan var ki bu kez karşımda
ya büyük bir şaka bu
ya da günlerden bir
aylardan Nisan
**
önce sola baktım
sonra sağa
ve çekingen bir adımla
geçemedim karşına
oysa dikilen sen değil
bendim
bir kez daha
karşıma
**
yaşlanmayan aşklardır onlar
aşk uğruna bile olsa
başkasına yaslanmayan aşklardır onlar
**
uzak durup
hep yüreğimden vuran bir atıştı
seninkisi
her atışta selam durup
“ıska” diye bağıran bir bakıştı
benimkisi
**
birlikte ne güzel şiir yazıyorduk
mecaza ramak kala
yorulduk
gibi bakıyor sesin
**
baş edebildiğiniz sürece
baştan çıkabilenler çıkmazındasınız
karaya oturduğunuz bir açık denizde
“karaya çıksak mı” diyenler çıkmazındasınız
**
orda bir sen var
benden de
senden de
uzakta
orda bir sen var
sana
benden de uzakta
**
yan anlamlar peşindeyim
belki sezersin diye
bir gün gülersin elbet
ve bir gül değer o gün
yanağıma diye
yanağına diye
**
elimi eteğimi
çekebilir miyim dersin
diyelim ki çektim
kendi kendime olsun
yetebilir miyim dersin
**
bütün yaralar zamanla sarılır
hatta gün gelir
her yeni yaraya
yeni bir yar sarılır

dersin
**
aynı hamam
aynı tas diyenlere sözüm
ne hamam aynı
ne de tas
zira hamam çoktan çökmüş
tasın içi ise
bir karış pas
**
akla karanın birbirine karıştığı
gündüzlerin ise
önden siz buyurun diye
geceyle yarıştığı zamanlarda
ıslak bir kibrit kutusu
tutuşturdun
ellerime
**
zaman
kaçınılmaz biçaredir biraz
çünkü her aşk
sonradan
en az kendine benzer
**
bir gün olsun
bana danışmamıştır zaman
saman altından
su yürüteceği zaman
**
hiç söylemeseydin
belki katlanabilirdi insan
ama söylemeden söyleyince
saklanamıyor
kendi yüreğine olsun
katlanamıyor insan
**
kime bakmıştınız
diyen bir ifade vardı
gözbebeklerinde
insan
gözbebeğine
göz ucuyla olsun
göz yummaz mı
**
söz gümüşse
ve sükutsa eğer altın
inan ki kalmadı canım
söz karşıtı bir sarraftan farkın
siz güzeller güzeli kuyumcular
siz siz olun
bütün gümüşçüleri söze dizip
beşibiryerdelerinize takın!
**
rakıya yakışan bütün beyazları dizip
oturuvermek
içkiyi bilen iştahlı bir masaya
ve çaktırmadan sormak seni
karşımdaki iskemlede varsaydığım
demet demet papatyaya
**
gözleri faltaşı bir yüreğin
kamaşmaz mı gözleri
göz kamaştıran bir yürekle
akıntıya karşı akmaz mı bu yürek
o kayıtsız yüreğe
şu kayıksız kürekle
**
benim bir oğlum var
ve işin en güzel yanı
o da bunu biliyor
benim unuttuğum günlerde
umutla gelip
sözlerimdeki hüznü
gözleriyle siliyor
**
çöllerde bile olsan
dilerim ki
şiir dokursun oğlum
ve dokuduğun her şiiri
uzak evlere saçılsın diye
rüzgara okursun oğlum
**
bir gün
oğuldan yana bir sözcük seçersen
küçük bir şiir için eğer
olmasam bile
haberim olur oğul
**
kondurduğun şu küçük öpücük var ya yanağıma
oğul
inan bedeldir
bütün bedellere
**
baba ile oğul arasındaki en kısa yol
daha da kısalabilir
sözcüklerden kurtulan
çok sesli bir bakışla
**
koyunkoyna bir oyuna soyunmuştuk ki
“arkadaşlarım” dedi oğlum
oyuncakları ardımdaki yıllara sarıp
büyükler bahçesine kaldırdım
**
olsan da bir
olmasanda
diye yazarsam bir gün bir sayfaya
sakın ola
şiirdir sanıp
ciddiye alma
**
danslar ediyoruz
geceler boyu
güneşler hiç doğmayacak gibi
geceye ait ezgiler
kaçınılmaz sabahlarda
kaçırılmış sabahları
vurmayacak gibi
**
gökyüzünü hüzünden ayıramam sanışındır
kafesteki dik başlıya
gönlünce bir ad koyamayışın
kırlara döşediğin raylara yanıp
aynı kaptaki ela gözlü balığa
tek bir soru olsun
soramayışın
ve bilir kişiyi oynadığın bu aşikar oyunu
bir gün olsun
hayra yoramayışın
bana gelince dostum
gözlerime sürdüğün bir parmak bala
ömür boyu doyamayışım
**
bu sessizlik canım
öncesi mi
sonrası mı
dudaktaki
beklenmedik
fırtınanın
**
giderken
bir tek kol saati bırakan erkeğine
gün boyu hüzün diken
dikişçi kadın
kadar yalın
ve ısrarlıdır
aklım
**
gözle dokunmanın
bir tür temas
kirpiklerinin ardında
bir çift elmas olduğunu
görür gibiyim
**
“nasıl bilirdiniz”
diye sordukları gün
elbet çok geç olacak
ve geride
koskocaman bir
acaba
kalacak
mı acaba
canım
**
açmaz
adında bir çiçek var yüreğimde artık
salkım saçak
mecazla baştan çıkan değil
mecazı bile baştan çıkaran bir mecaz yolunda
yoldan çıkan bir yoldur
yıllar sonra yollara düşen aklım
**
öncesine dair bir iz
bulunur mu dersiniz
kundaklanan bir yüreğe ait
küllerin arasında
**
ve dönüş yolunda anlarsın ancak
bir çırpıda çözdüğün pabuçları
aslında bulutlara astığını;
ayaklarına batan yıldızlara ise
göz göre göre
yalnayak bastığını
**
Hiç şarkı söylemedik, birlikte yürümedik, hiç konuşmadın, hiç susmadım yanında. Güneş yüzlerce kez açtı, güneş yüzlerce kez geceye kaçtı; hiç akmadık, birbirimize bakmadık karanlıkta. Belki senin de ellerin vardı, belki de ellerinde senden bir eldiven vardı; hiç duymadık ellerini, şeytana uymadık karanlıkta. Hiç görmedim gözlerini, hiç görmedin gözlerimi; hep saklandın, hep saklandık, saklanmayı aklanmak sandık karanlıkta. Söndürdüğün geceleri hep ben yaktım, tutuşan her geceye yağmur olup aktın; bulut kimdi, kimdi yağmur, ıslandım ve hırslandım karanlıkta. Günlerden bir gece birden sanki yağmur dindi. Ve yağmur dindi diye yüreğime indi. Kalkıp yüzüme baktım; yarısı aydınlıktı yarısı zifiri karanlıkta
Ortancalar’a yetişmeyen bazı dizeler
akşama doğru
karşıdaki tepeye değdi
ve tutuştu bulut
giderayak ucundan
petunyaların içinde meraklı bir böcek
harıl harıl ardından
toprak şahidimdir
dal ve meyve arasında geçiyor
şu sıralar
en olgun aşk
**
ben sende bir yansımayı gördüm
aşina bir yansımayı
nasıl ki denizi bile dağlarmış ate şten bir gemi
ben sende deniz fenerlerimi gördüm
darmadağın bir pusulanın
kıyıya vuran hiddetini
ben sende karasularımı gördüm
ve her sabah onardığın surlarını
ben sende canım
bütün fener alaylarını
iki aynı şehre gömdüm
**
kendini sokak sanan bir ev geçer
kendi düşen aklımdan
camları mor menekşe
çatısı leylek yuvası
biz bahçede çardak olmuşuz
güneşi gölgeden korumak için
belki bu yüzden üzüm kokması
şaraba üvey ellerimizin
**
belki deniz
belki sahildi söylediğim
ürperdin
bir şal döküldü gök kuşağımdan
gülerek baktın
görmedim
çakıl taşları kamaşmak ister dedin
gençtim, serde rüzgar gülü vardı
kağıttan gemileri seçtim
yaşım sende kaldı
büyümedim
**
gün geçer
koca bir nehir geçer
su sızmayan aramızdan
sudan bir damla düştüğü yeri seçer
hayat geçer aramızdan
**
kuş sesleri çıldırıyor
girmek için
pencereden içeri
perdelerde ise
senden kalma devriyeler var
**
bir el halısıydı duran
ayak uçlarında
incecik parmaklara
basamazsın sandım
**
bir güz düşümü oldu
varsaymanın bedeli
kral olabilmeyi
taç yapraklarında
**
turunçlardan reçel yaptık
yani her şey daha bir somut şimdi
el olmasak bile
el üstünde olsun tutamadık
ay parçası yıldızları
naftalin koku var şimdi
ıhlamur rengi gecelerde
**
bir nardın
ve bir Eylül günü
düştün gözlerimden
**
bir erkek konardı
bir kadının tellerine
ve kuşlar havalanınca
hayat sanılırdı
**
her rüya gündüzden geçer
her yara içeriden kapanır
bir yıldız ölür
göktaşı olur